Halk edebiyatı ürünlerinin en belirgin özellikleri halka ait olma, anonim, sözlü, kalıplaşmış, çeşitlenmiş ve geleneksel olmasıdır. Sözlü kültür geleneğinin ürünlerinden olan fıkralar, yüzyılların tecrübe ve deneyimlerine dayanan bir kültürün süzgecinden geçmiş, bireylerin değil toplumun ortak dilidir (Özdemir,2007: 372).
Halk edebiyatı ürünlerinin bir kısmı yazıya geçirilmiş, bir kısmı da yazıya geçirilmeden sözlü gelenekte anlatıla gelmiştir. Yapısal özellikleri ile toplum ve insan hayatının iç içe geçtiği fıkralar, geçmişi günümüze yansıtan çok renkli aynalardır. Bu gülümseyen aynalarda tarihsel kod ve simgeler estetik bir düzlemde oluşturularak metnin içerisine sindirilmiştir. Bu eylem hayata dair tüm manzaraları kültürel kimliğin yanı sıra geleneksel yaşantı ve bu yaşamda insanın yerini göstermesi bakımından da var olan geleneksel özellikleri nesilden nesle aktarır (Özdemir, 2007: 372-373).
Gecenin geç saatlerinde, ıssız sokakta yürüyen adamın yanına bir başka adam yaklaşır ve kendisine sorar;
- Affedersiniz amcacım, bu çevrede bekçi ya da polise rastladınız mı?
- Hayır evladım, kimseyi görmedim!
- Öyleyse hemen cüzdanınızı ve telefonunuzu rica edeyim...
Temel, bir gün Amerika'ya gidecekmiş. Arkadaşı Dursun'a:
"Ya Dursun, benim İngilizcem yok, Amerika'da nasıl konuşacağım?" demiş.
Dursun da: "Yuvarlayarak konuş, onlar da öyle konuşuyor zaten," demiş.
Sonrasında olur ya da olmaz derken, Temel Amerika'ya gitmiş. Posta göndermek için postaneyi sorması gerekiyormuş. Birini çevirip:
"Postane nerededir uşağum?" demiş.
Adam, "post" kelimesinden postaneyi anlamış ve Temel'i oraya götürmüş.
Biraz sonra Temel'in karnı acıkmış. Bu sefer başka birine:
"Restoran nerdedir uşağum?" demiş.
Adam da onu bir restorana götürmüş.
Temel içinden: *"Ya bu İngilizce ne kadar kolaymış!"* diye düşünmüş.
Daha sonra Temel'in uykusu gelmiş. Bir adamı çevirip:
"Otel nerdedir uşağum?" diye sormuş.
Adam da:
"Otel şuradadur uşağum," demiş.
Bunun üzerine Temel şaşırmış:
"E, ikimiz de Türk'üz, niye İngilizce konuşuyoruz?"
Büyükanne ile torunu sahile gider. Torun yüzerken çok geçmeden boğulacak gibi çırpınmaya başlar. Büyükanne torununu tek parça halinde getirmesi için tanrıya dua eder. Çevredekiler torunu kurtararak büyükanneye getirir. Kadın toruna göz ucuyla baktıktan sonra gözünü göğe diker ve şunu der;
- Şapkası da vardı.
Çapkın Hristiyan'ın biri kilisede günah çıkarmaya gelmişti. Papaz kendisine seslendi:
- Suçlarını itiraf et. Neler yaptın bakalım?
- Papaz efendi, Tanrı’nın "Zina yapmayacaksın" emrine karşı koydum.
Papaz merakla:
- Kaç kere?
Günahkâr adam ellerini ovuşturarak şöyle dedi:
- Muhterem peder! Ben buraya günahkâr olduğumu itiraf etmeye geldim, övünmeye değil!