Fıkraların yapısındaki karşıtlıklar, tezler ve antitezler; birey ve toplum hayatındaki farklılıkları gösterir. Bu tezler kapsamında oluşturulan tiplemelerin her biri birbirinden bağımsız olarak bambaşka karaktere sahiptir. Öğrenciler, bu tipler sayesinde farklılıkları görerek, kişiler ve toplumlar arasındaki farklılıkları gözlemleyebilecek ve bu yolla farklı bakış açıları kazanacaklardır.
Fıkralardaki, "Mevlevî, Bektaşî, Yürük, Terekeme, Tahtacı" gibi zümreleri temsil eden tiplerle farklı tarihî şahsiyetleri tanıyacaktır. Yahudi, Ermeni gibi azınlıkları temsil eden fıkralarla toplum içerisindeki farklı etnik kökenli grupları tanıyacak ve bunlarla bir arada yaşamayı öğrenecektir.
Kayserili, Karadenizli gibi ağız taklidi ağırlıklı olan fıkralarla ülke sınırlarındaki söz varlığını oluşturan farklı kaynakları tanıma şansına erişecek ve böylelikle renkli bir mozayiği olan Anadolu kültürünün bütünleştirici yapısını kavrayarak farlılıklarla ortak payda birleşebilecek kültürel olgunluğa ulaşacaktır. Bunların yanı sıra ana-baba-çocuk, öğretmen-öğrenci, deli, bakkal, cimri, hâkim gibi gündelik tipleri temsil eden fıkralarla da bazen bu rollerin işlevlerindeki farklılıkları öğrenip, sosyal yaşamadaki rolleri tanıyarak toplumsal sürece uyum sağlayacaktır.
Gecenin geç saatlerinde, ıssız sokakta yürüyen adamın yanına bir başka adam yaklaşır ve kendisine sorar;
- Affedersiniz amcacım, bu çevrede bekçi ya da polise rastladınız mı?
- Hayır evladım, kimseyi görmedim!
- Öyleyse hemen cüzdanınızı ve telefonunuzu rica edeyim...
Temel, bir gün Amerika'ya gidecekmiş. Arkadaşı Dursun'a:
"Ya Dursun, benim İngilizcem yok, Amerika'da nasıl konuşacağım?" demiş.
Dursun da: "Yuvarlayarak konuş, onlar da öyle konuşuyor zaten," demiş.
Sonrasında olur ya da olmaz derken, Temel Amerika'ya gitmiş. Posta göndermek için postaneyi sorması gerekiyormuş. Birini çevirip:
"Postane nerededir uşağum?" demiş.
Adam, "post" kelimesinden postaneyi anlamış ve Temel'i oraya götürmüş.
Biraz sonra Temel'in karnı acıkmış. Bu sefer başka birine:
"Restoran nerdedir uşağum?" demiş.
Adam da onu bir restorana götürmüş.
Temel içinden: *"Ya bu İngilizce ne kadar kolaymış!"* diye düşünmüş.
Daha sonra Temel'in uykusu gelmiş. Bir adamı çevirip:
"Otel nerdedir uşağum?" diye sormuş.
Adam da:
"Otel şuradadur uşağum," demiş.
Bunun üzerine Temel şaşırmış:
"E, ikimiz de Türk'üz, niye İngilizce konuşuyoruz?"
Büyükanne ile torunu sahile gider. Torun yüzerken çok geçmeden boğulacak gibi çırpınmaya başlar. Büyükanne torununu tek parça halinde getirmesi için tanrıya dua eder. Çevredekiler torunu kurtararak büyükanneye getirir. Kadın toruna göz ucuyla baktıktan sonra gözünü göğe diker ve şunu der;
- Şapkası da vardı.
Çapkın Hristiyan'ın biri kilisede günah çıkarmaya gelmişti. Papaz kendisine seslendi:
- Suçlarını itiraf et. Neler yaptın bakalım?
- Papaz efendi, Tanrı’nın "Zina yapmayacaksın" emrine karşı koydum.
Papaz merakla:
- Kaç kere?
Günahkâr adam ellerini ovuşturarak şöyle dedi:
- Muhterem peder! Ben buraya günahkâr olduğumu itiraf etmeye geldim, övünmeye değil!