Temel, bir gün Amerika'ya gidecekmiş. Arkadaşı Dursun'a:
"Ya Dursun, benim İngilizcem yok, Amerika'da nasıl konuşacağım?" demiş. Dursun da: "Yuvarlayarak konuş, onlar da öyle konuşuyor zaten," demiş.
Sonrasında olur ya da olmaz derken, TemelAmerika'ya gitmiş. Posta göndermek için postaneyi sorması gerekiyormuş. Birini çevirip:
"Postane nerededir uşağum?" demiş.
Adam, "post" kelimesinden postaneyi anlamış ve Temel'i oraya götürmüş.
Biraz sonra Temel'in karnı acıkmış. Bu sefer başka birine:
"Restoran nerdedir uşağum?" demiş.
Adam da onu bir restorana götürmüş. Temel içinden: *"Ya bu İngilizce ne kadar kolaymış!"* diye düşünmüş.
Daha sonra Temel'in uykusu gelmiş. Bir adamı çevirip:
"Otel nerdedir uşağum?" diye sormuş.
Adam da:
"Otel şuradadur uşağum," demiş.
Bunun üzerine Temel şaşırmış:
"E, ikimiz de Türk'üz, niye İngilizce konuşuyoruz?"
Temel vakit namazını kılmak için camiye gider, ama kapı kitlidir.
İçerden sesler geldiğini duyunca kapıyı zorlayarak içeri girer. İçerir girer ama bir de ne görsün, imam efendi bir kadınla uygunsuz vaziyettedir!
Temel;
— Tüh senin sıfatına! diye tükürünce imam der ki:
— Hele işim bitsin, sana camiye tükürmek nedir göstereceğim!
Bir gün Temel Almanya'ya seyahate gider. Orada bir şapkacı dükkanına girer. Bir şapka beğenip satıcıya sorar:
- Bu şapka ne kadar?
- 150 dolar.
- Bu şapkanın delikleri nerede?
- Ne deliği, şapkada delik ne alaka?
Temel de şöyle der;
- 150 doları verecek eşeğin kulaklarının geçeği delikler...
Temel elbiselerini çıkarmış ve anadan üryan göle yüzmeye girmiş. Temel gölde yüzerken, arkadaşları şaka olsun diye elbiselerini alıp kaçmışlar. Temel biraz yüzdükten sonra çıkmış bakmış elbiseler yok. Uzun süre beklemiş, bakmış gelen giden yok. Geç vakit olmaya başlayınca mecbur eve gitmeye karar vermiş. İki eliyle önünü kapatarak eve doğru koşmaya başlamış. Köyün içinde Temel'i bu durumda gören babası:
- Ula Temel! Ula benim salak uşağum, yüzuni kapa yüzuni, seni orandan kim tanıyacak da!