Türk Edebiyatında Fıkra
Türk fıkraları içerisinde en çok derlenen ve yazıya geçirilen fıkraların başında Nasreddin Hoca fıkraları gelmektedir. Nasreddin Hoca (v. 1284) fıkralarının derlendiği eserlerin bilinen en eski örneği, 1577 yılında Hüseyin adlı kişi tarafından yazılan Hikâyet-i Kitâb-ı Nasreddin adlı kitaptır.
Oxford'da bulunan bu yazma eserde 43 tane fıkra metni yer almaktadır. Elimize ulaşan Türk fıkralarının yer aldığı eski eserler arasında Paris Bibliotheque Nationale'deki Türkçe yazmalar arasında bulunan diğer eserler ise 112 fıkradan oluşan nüsha ve Bursalı Lâmiî ile oğlu Abdullah'ın birlikte yazdıkları mensur ve manzum fıkralardan oluşan Mecmuatü'l-Letâif'tir(Oğuz, 2008: 108-109;Güleç, 2001; Halıcı, 1994).
Türk fıkralarının önemli özelliklerinden biri de metinlerde eleştiri göreviyle yükümlü tiplerin olmasıdır (Yıldırım, 1997: 58; Görkem; 2006). Türk toplumunda fıkralardaki asli tiplerin en meşhur olanları; Nasrettin Hoca, İncili Çavuş, Bekrî Mustafa, Kemine, Esenpulat, Ahmed Akay, Aldan Köse'dir. Bu tiplere fazla yaygın olmamakla birlikte Öküz Mehmed Paşa, Koca Ragıp Paşa, Fitnat Hanım, Haşmet ve Pinti Hamdi'yi de ekleyebiliriz. Bu tiplemelerin yanında fıkralarda, belirli zümre ya da grupları, günlük hayattaki kişileri temsil eden tipleri de görmek mümkündür (Elçin, 1998: 567).
Anadolu halk mizahında, bu tiplerin yanında pek çok Arap ve Acem tipi bulunmaktadır. Halk kültüründe halen yaşayan bu tipler arasında Araplardan; Cuhâ, Behlül ve Ebû Nuvas, Acemlerden de Telhek ve Daho tipleri en çok bilinenleridir. Bu tipler, Doğu kültüründe mecnûn, meczûb ve divâne gibi vasıflarla nitelendirilen felsefî bir deliliğe sahip, her akıllıdan daha akıllı olmakla birlikte dış görünüşleriyle saf ve deli olarak algılanan yetenekli kişilerdir (Çiftçi, 1998: 150;Akkuş, 2002). Özellikle Cuhâ ve Behlül tiplemelerinin yer aldığı fıkralar sadece Anadolu halk kültüründe etkili olmakla kalmamış, Türk dünyasında önemli bir yer edinmiştir (Türkmen, 1996: 4; Tural, 2007).
Bu tiplerden Behlül, Klâsik Türk edebiyatında Lâmiî Çelebi’nin Letâifnâmeleri’nde bir fıkra tipi olarak tanıtılmıştır (Uludağ, 2007: 352-353). Eserde bir halk filozofu olarak tanınan Behlül; Nasreddin Hoca, İncili Çavuş, Bekri Mustafa, Bektâşi, Cuhâ gibi meşhur halk tiplerinin özelliklerini yansıtırlar (Sakaoğlu, 1992: 77-86; Artun, 2007: 156-159). Klâsik edebiyat metinlerinde, Attar ve Mevlânâ gibi mutasavvıf şair ve yazarlar Behlül tipine bağlı fıkralara ve menkıbelere eserlerinde yer vermiştir (Çiftçi, 2002: 256; Can, 2003; Coşan, 1993; Schimmel, 1999).
Bu türde tiplemelere dayalı adlandırılmanın yanı sıra Mevlevî, Bektaşî, Yürük, Terekeme, Tahtacı gibi zümreleri temsil eden fıkralar; Yahudi, Ermeni gibi azınlıkları temsil eden fıkralar; Kayserili, Karadenizli gibi ağız taklidi ağırlıklı olan fıkralar; ana-baba-çocuk, öğretmen- öğrenci, deli, bakkal, cimri, hâkim gibi gündelik tipleri temsil eden fıkralar olarak da sınıflandırılabilmektedir (Elçin, 1998: 567; Özdemir, 2007: 372-373).
Fıkralar, konuları bakımından ise şu şekilde sınıflandırılmıştır (Elçin, 1998: 566):
1-İdare edilenlerle idare edenler arasında
2-İnanç, dinî âdet ve törenler, yasaklamalar
3-Sosyal, siyasî ve iktisadî görüş farklılıklarından kaynaklananlar.
Neslihan Karakuş / Yasemin Baki
fıkraoku.com ekledi, 8428 kez okundu.
Gecenin geç saatlerinde, ıssız sokakta yürüyen adamın yanına bir başka adam yaklaşır ve kendisine sorar;
Çapkın Hristiyan'ın biri kilisede günah çıkarmaya gelmişti. Papaz kendisine seslendi: