Yaşım ya on üç ya da on dörttü. Akrabamızın birinin düğününe gitmiştik. Hani derler ya "birazdan paralar havaya saçılacak" işte ben de tam o anı bekliyordum. Sonra zengin adamın biri çıktı dolarları saçmaya başladı tabi ben de hızlı hızlı gidip almaya çalıştım 1 tane almayı başarmıştım tam 1OO dolar. Yerde o kadar 1 dolar varken yüz dolar gelmişti elime, fakat diğer para toplayanlar hızlıca yanıma geldiler.
Bende annemin yanına gidersem bir şey olmaz diyerek annemin yanına kaçtım, parayı anneme verdim, yüz doları görür görmez hemen çantasına koydu. Çocuk geldi "Teyze oğlun paramızı çaldı" dedi. Annem çantasından 20 TL çıkarıp "alın paranızı" dedi.
Çocuklar 20 lirayı aldı ve gitti. 100 dolar o dönemlerde 200 TL ediyordu yani 10 katı kâr etmiştik eve gittik ve paraya baktığımızda paranın sahte olduğunu öğrendik annem de beni dövmüştü. İşte o gün bu gündür harama el uzatmam.
Bir gün adam motosikletle geziyormuş ve üşüdüğü için ceketini çıkarıp ters giymiş yani göğsünü örmek için sırt kısmını öne gelecek şekilde o sırada bir kaza yapar sonra oraya toplananlardan biri adamın kafası dönmüş düzelteyim derken adamın kafası gerçekten de kırılmış adam da hakkın rahmetine kavuşmuş
Aylardan Ekim’in başıydı galiba… Semt pazarına çıkarken, hanım turşu kuracağını mutlaka 3 kilo salatalık (hıyar) almamı sıkı sıkı tembih etti. Tam kapıdan çıkarken iyi salatalığın nasıl olduğuyla ilgili ayak üstü yetiştirebildiği kadar malumat verdi. Pazar yeri evimize zaten pek uzak değildi. Yol boyunca alacağım salatalıkları düşündüm, gözümden hanımın tarif ettiği salatalıklar geçiyordu.
Neyse Pazar yerine vardım, ilk önce unutmadan şu turşulukları aradan çıkarayım ki eve varınca hanımla bozuşmayayım diye düşündüm. Pazar yerinde meyve sebze satılan bölümde satıcıların tezgahlarına konsantre olmuş dalgın dalgın salatalık bakıyordum.
Öyle dalmışım ki, birilerinin arkamdan omuzuma dokunduğunu fark ettim. Bir an tezgâhlardan başımı kaldırıp geri dönünce çok sevdiğim bir Edebiyat Öğretmeni arkadaşla burun buruna geldik. Öğretmen arkadaş iyice yanıma sokulmuş, bir yandan gülüyor, bir yandan da biraz sitemkâr bir üslupla –“Sevgili dostum, beni niye görmezden geliyorsun. Tam karşından geldim hiç görmemiş gibi geçip gittin. Yoksa bilmeden bir kusurumuz falan mı oldu, söyleyin de biz de bilelim?” deyip sustu. Hemen arkadaşın elinden yakalayıp bir kıyıya çektim ve durumu kendisine izah ettim. Dedim ki; sayın hocam sizi görmediğime şükredin, çünkü ben evden sipariş verildi tüm dikkatimle salatalık bakıyorum , eğer siz de salatalık cinsinden olsaydınız inanın hemen görürdüm. Çünkü evden tüm özellikleri ayrıntılı şekilde verilmiş salatalıklara odaklandığım için başka şeyleri tam seçemiyorum, kusurumu affedin” deyince arkadaş kahkahayı bastı, dakikalarca gülüştük. O arkadaşıma da tekrar buradan sevgilerimi sunuyorum.
Arkadaşın çarpıntısı tuttu, hastaneye götürdük. Film çektiler beklerken, kötüleşince bunu yatırdılar, uyudu. Acildeki doktor filme bakıp "imamı çağırın" deyince bizimki "ben iyiyim ne imamı" diye ortalığı ayağa kaldırdı. Kardiyoloğun adı İmam'mış. Hala gülüyorum.