Günü birinde Nasrettin Hoca, padişah ve vezirleriyle beraber ava çıkmış. Padişah ve vezirlerin omuzlarında birer doğan varmış. Nasrettin Hoca'nın parası doğan almaya yetmediği için, bir alakargayı omuzuna koyup ava gelmiş.
Padişah ve vezirleri bu duruma içten içten gülmüşler, ama Nasrettin Hoca'yı üzmemek için bir şey dememişler. Av başlamış, padişah ve vezirleri doğanlarını gökyüzüne salmışlar. Nasrettin Hoca da "Haydi bismillah!.." deyip alakargasını uçurmuş. Gökyüzünde uçan doğanlar bir ördek, bir kaz ve bir bıldırcın yakalayıp getirmişler. Nasrettin Hoca'nın alakargası da gidip bir koca öküzün üzerine konmuş. Nasrettin Hoca padişaha dönüp, sevinçle bağırmış:
- Padişahım, gördünüz mü? Benim alakarga bir öküz yakaladı!..
Sözünü bitirir bitirmez de, hemen koşup öküzü boğazlamış. Öküzün sahibi koşarak gelmiş ve şaşkınlıkla sormuş:
- Hoca efendi, öküzümü niye kestin?
Hoca cevap vermiş:
-Bu benim avımdır.
-Hoca efendi, yahu hiç alakarga ile öküz avlamak olur mu?
Bu soru üzerine Nasrettin Hoca sinirlenmiş ve demiş ki:
- Bre ahmak, haddini bil!.. Padişahımın himmeti olduktan sonra, alakarga ile öküz de avlanır fil de!..
Hoca Nasreddin, küçük oğluyla birlikte köyüne gidiyormuş. Oğlunu eşeğe bindirmiş, kendisi yürüyormuş. Karşıdan gelenler, oğlunu göstererek:
- Ak sakallı yaşlı adam yürürken bacak kadar velet eşekle gidiyor. Zamane çocuğu işte, demişler.
Bu konuşmaları işiten Hoca oğlunu indirip kendisi binmiş. Az sonra birkaç kişi daha denk gelmiş. Bunlar ise:
— Koca adama bak! Bu sıcakta kendi eşekte, ufacık çocuğu yaya yürütüyor. Hiç acıma yok, demişler.
Bu konuşmalardan sonra Hoca, eşeğe oğlunu da bindirmiş. Çok geçmeden yine birileriyle karşılaşmışlar. Bu kişiler de:
- Zavallı hayvan zor yürüyor. Düşüp ölecek! Hiç acımadan iki kişi birden binmişler üstüne, demişler.
Hoca hemen inmiş, oğlunu da indirmiş. Eşek önde, onlar arkada ilerlemişler. Biraz sonra, yol kıyısında oturanlar:
- Şu dünyada amma aptal adamlar var; eşek bomboş gidiyor, adam da oğlu da kan ter için de arkasından koşuyor! diye konuşmaya başlamışlar.
Nasreddin Hoca dayanamamış. Oğluna dönüp demiş ki:
- Gördün mü evladım! Her kafadan ayrı bir ses çıkıyor. Şu dünyada kimseyi hoşnut edemiyor, kimsenin dilinden kurtulamıyorsun! iyisi mi, kimseye kulak asmayacaksın ve kendi bildiğini yapmaktan şaşmayacaksın...
Samana çok zam gelince Nasrettin Hoca eşeğin yemini yarıya düşürür, eşek yine çalışır, hoca tekrar samanı çeyreğine düşürür eşek yine çalışmaya devam eder, ancak ertesi gün eşek çalışırken rahmetli olur. Hoca hüzünlenir, ölü eşeğine şöyle der;
- Tüh! Biraz daha dayansaydın sana aç karnına çalışmayı da öğretecektim.
Köylünün biri Nasrettin Hocaya görünce sorar;
- Hocam bu ramazan fitreni kime vereceksin?
Nasreddin Hoca;
- Köyün en zenginine...
- Aman hocam, o kadar fakir insan varken niye zengine veriyorsun?
Nasreddin Hoca şöyle demiş
- Valla ben Allah'ın işine karışmam. O kime veriyorsa ben de ona veririm.