Hıristiyan bir ülkede tufan olmuş. İnsanların hepsi oradan uzaklaşmış. Ülkenin başka tufan olmayan bölgelerine göç etmişler. Sadece kilisedeki papaz kiliseden ayrılmıyormuş. Nedeni ise; Kilise Tanrın'ın evidir. Tanrının kendisini koruyacağını söylüyormuş. Papaz; "Ben insanlara Tanrı yolunu öğretiyorum demiş. Bu nedenle Tanrı beni kurtarır diyormuş. Yağmurlar yağmış, seller olmuş, her yeri su basmış. Devlet yetkilileri arabayla papazı almaya gelmişler. Papaz Allah beni kurtarır demiş ve gitmemiş.
Sular iyice yükselmiş. Papaz kilisenin ikinci katına çıkmış. İnsanlar bu defa kurtarmaya botla gelmişler. Papaza: Boğulup gideceksin gel kurtaralım seni dedilerse de papaz inat etmiş gitmemekte. Allah beni kurtarır demiş tekrar.
Sular yükselmeye devam etmiş. Papaz kilisenin en yüksek yerine çıkmış. Bu defa helikopterle gelmişler papazı kurtarmaya. Papaz bir kere inat etmiş ya; Tanrı beni kurtarır, ben Tanrıya güveniyorum demiş. Gitmemiş. Sular daha da yükselmiş. Papaz gidecek ve tutunacak yer bulamadığı için sularda boğulmuş gitmiş. Papaz ölünce öteki dünyada Tanrıya yakınmış: Ben sana çok güvendim kurtaracaksın diye. Ama bütün ümitlerim boşa çıktı. Benim canımı aldın sular altında demiş. Tanrı da Ben sana üç şans verdim. Sen aklını kullanamadın ben ne yapayım" demiş.
Padişahın biri sarayında otururken dışarıdan "güzel elmalarım var!" diye ses işitmiş;
Bakmış ki yaşlı bir adam at arabasında elma satıyor. Etrafında da halktan müşteriler.
Hâliyle Padişahın canı elma çekmiş ve başvezirini çağırmış;
- Al sana beş altın, koş bana elma al.
Başvezir, diğer vezirlerden birisini çağırmış;
- Al sana dört altın, koş elma al.
Vezir saray görevlilerinden birisini çağırmış;
- Al sana üç altın, koş elma al.
Saray görevlisi muhafız komutanını çağırmış;
- Al sana iki altın, koş elma al.
Komutan nöbetçiyi çağırmış;
- Al sana bir altın, koş elma al.
Nöbetçi asker çıkmış yaşlı ihtiyarı yakasından tutmuş;
- Hey sen! Ne diye bağırıyorsun? Burası han mı, yoksa saray mı? Defol buradan. Arabana da elmalarına da el koyuyorum.
Nöbetçi, muhafız komutanına dönmüş;
- İşte amirim, iyi dalavere çevirdim. Bir altına yarım araba elma.
Komutan saray görevlisine dönmüş;
- İşte, iki altına bir çuval elma.
Saray görevlisi vezire dönmüş;
- İşte, üç altına bir torba elma.
Vezir, başvezire dönmüş;
- İşte, dört altına yarım torba elma.
Başvezir kralın huzuruna çıkmış;
- İşte devletlü padişahımız, emrettiğiniz gibi. Buyurun beş elma.
Padişah oturmuş taht odasında ve düşünmüş;
"Beş elma-beş altın. Bir elma-bir altın ve halk elmalara hücum ediyor. Demek ki vatandaşın durumu çok iyi... O halde vergileri tez zamanda artırmak lazım."
Sicilya’nın bir kasabasında kadınlar hiç rahat durmaz, ikide bir kocalarını aldatırlarmış.
Kasabanın yaşlı papazı, kocasını aldattıktan sonra kendisine gelen ve günah çıkartan kadınlardan bıkmış.
Günlerden bir gün, yine bir kadın gelmiş,
-“Papaz efendi! Şeytana uyup yine kocamı aldattım” demiş.
Papaz öfkelenmiş:
-“Ayıptır günahtır, sürekli kocamı aldattım diye geliyorsunuz. Bundan sonra en azından ‘ayağım taşa takıldı’ deyin, ben anlarım.”
Bu durum, kadınlar arasında anında yayılmış.
Kilisedeki yoğunluk hiç azalmamış, artık kadınlar “Ayağım taşa takıldı” diyor; papaz günah çıkartıyormuş.
Gün gelmiş, ihtiyar papaz ölmüş.
Yerine gelen yeni papazın da ‘taşa takılma’ seansları sürüyormuş. Durumdan bihaber olduğu için, “Ne kadar namuslu bir kasaba. Hanımların ayağı taşa takılsa, günah çıkartmaya geliyorlar” yorumunu yapıyormuş.
Bir gün, papaz ile Belediye Başkanı buluşmuş, sohbete koyulmuşlar.
Papaz, Belediye Başkanı’na bir ricada bulunmuş:
-“Başkanım, derhal kaldırımları onarın. Kasabanın hanımları, hemen her gün taşa takılıp düşüyorlar...”
Bir önceki papazın durumu anlattığı Başkan kahkahalarla gülmeye başlamış.
Bu tavırdan çok rahatsız olan papaz, Başkan’a yüksek bir ses tonuyla cevabı yapıştırmış:
- “Başkan, Gülüyorsunuz ama, en çok da sizin eşiniz taşa takılıyor...”.