Temel, kahveden çıkınca kapının önünde bir saatlik bir gecikme için park cezası yazan polisi ile ilgili fikralar" href="/trafik-polisi-ile-ilgili-fikralar/">trafik polisiyle burun buruna gelmiş;
- Yazma şu cezayı memur bey!
Polis onu hiç umursamadan cezayı yazmaya devam edince;
- İşgüzarsın!
Polis Temel'e şöyle bir bakıp;
- Aşınmış lastikler.
Bunun için ikinci bir ceza makbuzunu yazmaya başlamış. Temel, ne kadar ceza yazarsa yazsın, ona vız geleceğini söyleyince polis ilk iki ceza makbuzunu arabanın sileceği altına sıkıştırıp üçüncü makbuza başlamış.
Bu sürtüşme 20 dakika kadar sürmüş, polisceza üzerine ceza yazmış. Temel hiç oralı olmamış.
Yürümüş, karşı kaldırımda park ettiği arabasına binip, sürmüş gitmiş.
Bir süre pazarlarda satıcılık yapan genç ilerleyen zamanlarda sınava girip polis olmuş.
Yolda karşılaştığı bir arkadaşı sormuş;
- Yeni işin hayırlı olsun, nasıl işinden memnun musun?
- Elbette memnunum, demiş polis.
- Bizim mesleğin en iyi tarafı da, müşterinin daima haksız olması.
Mahkemede hâkim davacıya sormuş:
- Kazadan sonra size nasılsınız diye soran otoyol polisine, çok iyiyim, harikayım demişsiniz, şimdi tam tersini söylüyorsunuz ve tazminat istiyorsunuz, neden böyle bir şeye başvuruyorsunuz?
— Efendim atım Karataş.
— Bırak şimdi atını matını da olayı anlat!
— Efendim! İzin verirseniz olayı arz edeceğim, atım Karataş ile otoyolda giderken kamyonun biri bize çarpınca ikimiz de yolun kenarına fırladık, müthiş canım yanıyor ve kımıldayamıyordum, yattığım yerden atımın acı dolu feryatlarını duyuyordum tam o sırada otoyol polisi geldi, atın iniltilerini duyunca ona yöneldi, tüfeği ile tam alnının ortasından vurdu, elinde dumanı tüten tüfekle benim yanıma geldi, "Atının durumu çok kötüydü hallettim" dedi ve "Peki, sen nasılsın bakalım?" diye sordu. Affedersiniz ama siz olsaydınız ne yapardınız?
Temel ile Dursun gece bekçisi olarak görev yapıyormuş. Bir gece tam konservatoryumun önünden geçerlerken yerde bir kişinin hareketsiz yattığını görmüşler. Temel telsizi açmış, tam durumu polise haber verecekken Dursun’a demiş:
- Ula konservatoryum nasıl hecelenir?
O da demiş "Bilmiyorum". Temel de demiş ki:
- O zaman bu kişiyi eczanenin önüne çekelim...