Temel ve oğlu Trabzon'dan İstanbul'a gezmeye gelmişler. Gezerken oğlu Topkapı Sarayını görmüş ve;
- Baba bunu kim yaptı? Demiş. Temel oğluna;
- Bilmiyorum, demiş. Kısa zaman sonra kız kulesini görmüş ve;
- Baba bunu kim yaptı? Demiş. Temel yine sabırla;
- Bilmiyorum, demiş. Oğlu en son Dolmabahçe Sarayı'nı göstererek;
- Baba bunu kim yaptı? Demiş. Temel yine;
- Bilmiyorum, demiş. Oğlu;
- Baba seni sorularımla sıkmıyorum değil mi? Demiş. Temel ise oğluna gülerek;
- Yok evladım, sor ki öğrenesin...
Temel vakit namazını kılmak için camiye gider, ama kapı kitlidir.
İçerden sesler geldiğini duyunca kapıyı zorlayarak içeri girer. İçerir girer ama bir de ne görsün, imam efendi bir kadınla uygunsuz vaziyettedir!
Temel;
— Tüh senin sıfatına! diye tükürünce imam der ki:
— Hele işim bitsin, sana camiye tükürmek nedir göstereceğim!
Bir gün Temel Almanya'ya seyahate gider. Orada bir şapkacı dükkanına girer. Bir şapka beğenip satıcıya sorar:
- Bu şapka ne kadar?
- 150 dolar.
- Bu şapkanın delikleri nerede?
- Ne deliği, şapkada delik ne alaka?
Temel de şöyle der;
- 150 doları verecek eşeğin kulaklarının geçeği delikler...
Temel elbiselerini çıkarmış ve anadan üryan göle yüzmeye girmiş. Temel gölde yüzerken, arkadaşları şaka olsun diye elbiselerini alıp kaçmışlar. Temel biraz yüzdükten sonra çıkmış bakmış elbiseler yok. Uzun süre beklemiş, bakmış gelen giden yok. Geç vakit olmaya başlayınca mecbur eve gitmeye karar vermiş. İki eliyle önünü kapatarak eve doğru koşmaya başlamış. Köyün içinde Temel'i bu durumda gören babası:
- Ula Temel! Ula benim salak uşağum, yüzuni kapa yüzuni, seni orandan kim tanıyacak da!