Zengin bir adam ve salakça bir oğlu varmış. Adam oğluna ne iş kurduysa oğlu işleri batırmış. Sonunda adam bir sucuk fabrikası kurmuş ve fabrikayı çalışır şekilde oğluna teslim etmiş. Bir gün oğlunu alıp yanına fabrikayı gezdiriyormuş.
- Bak oğlum, bu fabrika senin için son şans, bunu da batırırsan benden daha da bir şey bekleme, demiş. Oğlu da;
- Tamam baba, demiş.
Babası oğluna fabrikanın işleyişini anlatırken en sonunda bir makinanın yanına gelmişler.
- Oğlum bak bu makine teknolojinin en son harikası, buradan öküzü veriyorsun karşıdan sucuk olarak çıkıyor, demiş.
Oğlu da alaycı bir tavırla babasına;
- Baba sucuk versek öküz çıkar mı? demiş. Babası da sinirlenmiş ve demiş ki;
- Oğlum o teknoloji sadece ananda var...
Herkes tarafından bilinen bir şeyh köye misafir olarak gelir.
Köylüler buyur ederler, köylülerle birlikte odaya geçerler.
Cemaat, şeyh ne keramet gösterecek diye ağzının içine bakarken, şeyh arada bir irkilir gibi yaparak "Hoşt" diyordu.
Köylüler bunun bir keramet olduğunu anladılar ama ne kerameti olduğunu anlayamadılar, merakla sordular:
- Muhterem şeyh hazretleri, o arada hoşt dediğiniz nedir?
Köylüyü etkilediğini gören şeyh;
- Bir köpek Kabe'nin duvarına işeyecek gibi niyetleniyor, onu görüyorum tabii ki, hoşt diye kovalıyorum...
Köylülerin şeyhe inancı daha da artar, kendilerine çeki düzen verirler. fıkraoku.com
Olanları kapının eşiğinden dinleyen evin hanım ağası sofrayı hazırlatır.
Herkesin önüne üstünde et olan pilav gelir. Şeyhin tabağında da sadece pilav vardır.
Şeyh bir süre etsiz tabağa baktıktan sonra, kapıda beliren Hanım Ağa'ya;
- Benim tabağımda niye et yok, bunun bir sebebi var mıdır ey hatun? Diye Sordu.
Hanım Ağa şeyhe yaklaştı, elindeki kepçeyle tabaktaki pilavı araladı. Onun etlerini pilavın altına koymuştu.
Pilavın altında etlerin gözükmesiyle elindeki kepçeyi şeyhin kafasına indirdi ve şöyle dedi;
- Ulan! Tabağındaki eti göremedin de, Kabe'deki iti mi gördün deyyus...
Padişah ile vezir tartışmaya başlamış. Padişah vezire:
- En büyük ve en güçlü olan benim. Sen benim emrimdesin! demiş. Vezir de;
- Hayır ben büyüğüm. Ordunun başında ben savaşıyorum, sen sadece mühür basıyorsun, diye itiraz etmiş. Tartışma uzayınca padişahla vezir, bir çobanın yanına gitmişler ve konuya hemen girmemek için çobana sormuşlar:
- Senin koyunun mu büyük, ineğin mi?
Çoban şaşırmış şaşırmasına da, soranlar da padişahla vezir.
- İneğim, demiş.
- Keçin mi büyük, öküzün mü? Çoban;
- Öküzüm tabii, deyince, asıl soruyu yöneltmişler çobana:
- Söyle bakalım, padişahın mı büyük, vezirin mi?
Çoban hiç düşünmeden yanıt vermiş:
- Vallahi ben bu hayvanları tanımıyorum!
Her istediğinin yapılmasına alışmış zengin bir kadın, ünlü bir ressama giderek portresini yaptırmak istemiş. İsteklerini de şöyle özetlemiş:
— Hem çok güzel olsun, hem de bana iyi benzesin.
Ressam kadını dikkatlice inceledikten sonra şöyle söylemiş:
— Hanımefendi, ikisinden birini seçmek zorundasınız.