Kasaba halkı, Kadıdan çok şikâyetçiydi. Rüşvetsiz iş görmeyen, zorbalığı son haddini bulan bir adam kasabayı kasıp kavuruyordu. Hakkında yapılan bütün şikayetler de, vali akrabası olduğu için hep etkisiz kalmıştı.
Sonunda bıçak kemiğe dayandığından, kasabanın ileri gelenleri durumu sonradan valiye anlatmaya karar verdiler. Tam o sıralarda İstanbul'dan hemşerilerinin ziyaretine kasabaya gelen İncili Çavuş'u da önlerine alarak valiye gittiler.
Vali, heyeti nezaketle kabul etti, ikramlar yaptı. Hoşbeşten sonra ağız açmalarına fırsat bırakmadan:
- Ya kadı efendi biraderimiz nasıldır? Doğrusu bu derece adil, dürüst, hakkaniyetli, faziletli, alim bir kadı her kazaya nasip olmaz,
diye övmeye başlayınca, heyetten hiçbirinin şikayete dili varmayacağını anlayan İncili Çavuş, hemen atıldı:
- Tamamen hakkı aliniz var efendimiz. Esasen buraya gelişimizin sebebi de, kendilerinden bu kadar memnun oluşumuzdur. Bu derece dürüst, hakkaniyetli, faziletli, alim ve fadıl bir kadıya malik olmak gerçekten bir kaza için nimettir. Şimdiye kadar biz bu nimetten fazlasıyla faydalandık. Diyoruz ki, biraz da vilayetin öbür kazaları bundan hisse alsınlar. Onun için bir başka kazaya naklini ricaya geldik.
fıkraoku.com ekledi,
3. Mustafa'nın veziri Koca Ragıp Paşa'nın konağında bir Ramazan günü oruç üzerine sohbet yapılıyordu. Ragıp Paşa, orada bulunanlardan Şair Haşmet'e:
- Haşmet! Senin de borcun var mı? diye sorunca, Haşmet:
– Evet efendim! diye cevap verdi. Mahalle bakkalına bin kuruş, kasaba beş yüz kuruş.
Ragıp Paşa gülerek:
– Onu sormuyorum yahu, dedi. Oruç borcun var mı, sen onu söyle.
Şair Haşmet şu cevabı verdi:
– Paşam, oruç borcunu Allah sorar. Sizin soracağınız, kul borcudur.
fıkraoku.com ekledi,
Kırk elli sene önce, bin beş yüz haneli küçük bir kasaba olan Mersin'in belli başlı binaları yabancıların ve Beyrutlu Sorsuklarındı.
Millî Mücadele başarıyla sona erdikten sonra ilk ziyaretinde Atatürk, Belediye Reisi Hacı Ömer'e sordu;
- Bu bina kimindir?
- Bir yabancının...
- Şu ilerideki?
- Sorsukların...
- Ya bu sonda görünen?
- O da öyle...
- Onlar bu binaları meydana getirirlerken siz ne yapıyordunuz?
Bu soruyu işiten bir köylü kalabalık içinden ileri atıldı. Selam vaziyetini alarak koca bir tarihi veciz bir şekilde ifade eden şu cevabı verdi:
- Yemen'de askerlik yapıyorduk, Paşam!
fıkraoku.com ekledi,