Temel bara gitmiş. Geçmiş bir kenara oturmuş, biraz sonra bara bir adam girmiş ve sıska uzun boylu bir adamın kafasının üzerine sişe koymuş, çekmiş silahı ateş etmiş sişe paramparça... Ateş eden adam elini kaldırmış;
- I am Pekosbill...
demiş ve çıkıp gitmiş. Daha sonra bara bir başka adam girmiş ve yine o sıska adamın kafasının üzerine konserve kutusu koymuş, çekmiş silahı ateş etmiş kutu paramparça... Ateş eden adam elini kaldırmış;
- I am Redkit...
demiş ve bardan çıkıp gitmiş...
Temel bunları seyrettikten sonra dayanamamış, eline bir elma almış ve o sıska adamın kafasının üzerine elmayı yerleştirmiş, çekmiş silahı ateş etmiş ve adamı tam anlının ortasından vurmuş... Elini kaldırıp;
- I am sorry...
demiş ve çıkıp gitmiş...
Temel vakit namazını kılmak için camiye gider, ama kapı kitlidir.
İçerden sesler geldiğini duyunca kapıyı zorlayarak içeri girer. İçerir girer ama bir de ne görsün, imam efendi bir kadınla uygunsuz vaziyettedir!
Temel;
— Tüh senin sıfatına! diye tükürünce imam der ki:
— Hele işim bitsin, sana camiye tükürmek nedir göstereceğim!
Bir gün Temel Almanya'ya seyahate gider. Orada bir şapkacı dükkanına girer. Bir şapka beğenip satıcıya sorar:
- Bu şapka ne kadar?
- 150 dolar.
- Bu şapkanın delikleri nerede?
- Ne deliği, şapkada delik ne alaka?
Temel de şöyle der;
- 150 doları verecek eşeğin kulaklarının geçeği delikler...
Temel elbiselerini çıkarmış ve anadan üryan göle yüzmeye girmiş. Temel gölde yüzerken, arkadaşları şaka olsun diye elbiselerini alıp kaçmışlar. Temel biraz yüzdükten sonra çıkmış bakmış elbiseler yok. Uzun süre beklemiş, bakmış gelen giden yok. Geç vakit olmaya başlayınca mecbur eve gitmeye karar vermiş. İki eliyle önünü kapatarak eve doğru koşmaya başlamış. Köyün içinde Temel'i bu durumda gören babası:
- Ula Temel! Ula benim salak uşağum, yüzuni kapa yüzuni, seni orandan kim tanıyacak da!