Genç yaşta emekli olan albay, evde sürekli oturmaktan, hanımıyla ağız dalaşı yapmaktan sıkılınca mahalledeki bakkala gider ve şöyle der;
- Sana ayda 500 lira para vereyim, bunun karşılığında seni her gün denetleyeyim!
Teklifi cazip bulan bakkal, hem para kazanacağım hem de deneyimli bir albayın uyarısını, yardımını alacağım, diyerek hemen kabul eder. Emekli albay, ertesi gün sabah 08.00 den akşam mesai sonuna kadar bakkal dükkanını denetlemeye başlar. Bakkal bir gün bile geçmeden denetimden sıkılır, baş edemez duruma gelir. Dayanamaz ve:
- Albayım, al şu 500 liranı, ben bu işten vazgeçtim! Diyerek anlaşmadan vazgeçer.
Emekli albay, kasap, berber, manav, kırtasiyeci derken tüm esnafa aynı teklifi yapar. Ancak bir süre sonra hepsi denetimden sıkılarak anlaşmayı bozar. Son olarak gittiği manifaturacı ile yıldızları barışır. Denetim işi aylar sürer. Çok güzel anlaşırlar. Manifaturacı albayın her isteğini "Baş üstüne" diyerek yerine getirir. Olanlara bir anlam veremeyen albay:
- Ya arkadaş, bütün mahalle esnafı denetimden sıkıldı. Seninle gayet iyi çalışıyoruz. Nitekim bu başarımızın sana göre sırrı ne?
Manifaturacı hazır ola geçip şöyle der;
- Albayım, ben de emekli başçavuşum.
fıkraoku.com ekledi,
Padişahın biri sarayında otururken dışarıdan "güzel elmalarım var!" diye ses işitmiş;
Bakmış ki yaşlı bir adam at arabasında elma satıyor. Etrafında da halktan müşteriler.
Hâliyle Padişahın canı elma çekmiş ve başvezirini çağırmış;
- Al sana beş altın, koş bana elma al.
Başvezir, diğer vezirlerden birisini çağırmış;
- Al sana dört altın, koş elma al.
Vezir saray görevlilerinden birisini çağırmış;
- Al sana üç altın, koş elma al.
Saray görevlisi muhafız komutanını çağırmış;
- Al sana iki altın, koş elma al.
Komutan nöbetçiyi çağırmış;
- Al sana bir altın, koş elma al.
Nöbetçi asker çıkmış yaşlı ihtiyarı yakasından tutmuş;
- Hey sen! Ne diye bağırıyorsun? Burası han mı, yoksa saray mı? Defol buradan. Arabana da elmalarına da el koyuyorum.
Nöbetçi, muhafız komutanına dönmüş;
- İşte amirim, iyi dalavere çevirdim. Bir altına yarım araba elma.
Komutan saray görevlisine dönmüş;
- İşte, iki altına bir çuval elma.
Saray görevlisi vezire dönmüş;
- İşte, üç altına bir torba elma.
Vezir, başvezire dönmüş;
- İşte, dört altına yarım torba elma.
Başvezir kralın huzuruna çıkmış;
- İşte devletlü padişahımız, emrettiğiniz gibi. Buyurun beş elma.
Padişah oturmuş taht odasında ve düşünmüş;
"Beş elma-beş altın. Bir elma-bir altın ve halk elmalara hücum ediyor. Demek ki vatandaşın durumu çok iyi... O halde vergileri tez zamanda artırmak lazım."
fıkraoku.com ekledi,
Karacıların komutanı tatbikat sırasında bir asker çağırmış. Asker:
- Emret komutanım, diyerek yanına gitmiş.
Komutanı yere yatmasını istemiş. Daha sonra da bir tanka askerin üzerinden geçmesi için emir vermiş. Asker kılını bile kıpırdatmadan yattığı yerde beklemiş ve malumunuz ezilmiş. Komutan diğerlerine dönerek:
- İşte cesaret, demiş.
Havacıların komutanı bir asker çağırmış. Asker:
- Emret komutanım, diyerek komutanının yanına gitmiş.
Komutanı helikoptere binmesini emretmiş. Asker helikoptere binmiş ve havalanmış. Daha sonra komutanı askere aşağıya paraşütsüz atlamasını emretmiş, asker de emre itaat etmiş ve atlamış. Yere çakılmış ve can vermiş. Komutan da diğerlerine dönerek:
- İşte cesaret, demiş.
Sıra gelmiş denizci komutana. Denizci komutan askerini çağırmış. Asker çakı gibi hazır ola geçmiş ve;
- Emret komutanım, demiş. Komutan;
- Derhal denize atla ve 10 dakika yüzeye çıkma, demiş.
Asker;
- Hadi lan, demiş. Komutan diğer komutanlara dönerek:
- İşte asıl cesaret bu, demiş.
Fıkra Sitesi ekledi,